Now your head, excuse me, is empty.
I have the ticket for that.
Come here, sweetie, out of the closet.
Well, what do you think of that?
Naked as paper to start.
- Merhaba kızım, oturabilir miyim?
- Tabii!

Yolculuk moduna bürünmüş duruşum ve kulaklarım birden bire hazırol konumuna geçti. Gözlerimi ara ara kaydırdığım, beyaz bulutlarla kaplı gökyüzünün bir kısmı 80'lı yaşlarının baharındaki adamın yüzüne de bulaşmış olmalıydı. Otobüste karşı cinsin yanına oturmak için izin isteyen eski bir insan vardı yanımda.
Çeşitli taşıtlara, iett kartı sayesinde bedavaya bindiğini ve Aksaray'da inip Kanarya otobüsüne bineceğini tanışmamızın ikinci dakikasında benimle paylaştı. Yüzümde hafif bir gülümsemeyle söylediklerini abartılı bir kafa hareketiyle onaylıyor, ona konuşmasını şevkle sürdürebilmesi için cesaret veriyordum. Ramazan ayı münasebetiyle oruçlu olup olmadığımı sorduğunda, "hayır" cevabım onun bir nebze yüzünü buruşturmasına mahal verse de saniyeler sonra yüzüme daha dikkatli bakarak sanki az önce söylemeyi unuttuğu ve bundan dolayı utanç duyduğu "Allah kabul etsin" cümlesini dile getirdi. Birkaç kez daha İstanbul'da ücretsiz seyahet etmesine olanak tanıyan muhteşem kartından bahsettiğinde büyük bir şaşkınlıkla ne kadar şanslı olduğunu belirttim. Ancak bu şanslı olma durumu bedavaya değildi tabii, senelerce çalışmıştı.
Krem rengi yeleği ve ütülü pantolonuyla eskimiş bastonundan utansa da ondan iyisini bulamadığından bahsediyordu. Hatta gözlüğü de bugün pek bir pislenmişti ama çıkarsa bulanık görecekti. Olsun dedim üzülmeyin, temizlersiniz yatmadan önce.
Ben hep böyle geç mi gidiyordum işten eve? Sorular soruyordu ama benden büyük torunları vardı, yanlış anlamamalıydım. Yok zaten, ne münasebet yanlış anlamıyordum ki. O birazdan inip Kanarya otobüsüne binecekti, nasılsa bedavaydı otobüsler onun için. Aaa gerçekten öyle miydi? Nasıl da şaşırmıştım. 25 sene çalışmıştı iett atölyelerinde. Yoksa ben hala öğrenci miydim? Yok hayır, çalışıyordum ve işten dönüyordum. O şimdi çalıştığı yılların karşılığını alıyordu emekli maaşı ve ücretsiz gezmesine izin veren kartıyla! Ben de görecektim ileride. Sahi ya, oruçlu muydum? O da birazdan Aksaray'da inip Kanarya'ye gidecekti. Ben nereye gidiyordum ki?
Rengarenk betonlarla kapladığımız dünyanın artık bakkal defterinden hiçbir farkı yok.
Yokuşlar, tepeler. Her taraf bir zıtlık içerisinde. Bu zıtlıktan sıyrılıp olağan bir rotada ilerlemek zor.
Kelimeler inkar ediyor. Yan yana dizilerek iki nokta arasında bulunmanın geçerli bir sebebi olmadığını söylüyorlar. Ne yani hiç konuşmayalım mı?
- Burayı da mı beğenmediniz?
Bakın size soru işareti bir de tire hediye ettim. Olmuyor mu? En azından sormuştum niyetinizi. Beğenmediniz yine de.
Onlarca kuş uçup gidiyor buradan
Biz ise sırtımızda tonlarca yükle
fazladan iki adım atamıyoruz.

Meğersem Maya takvimi ne menem bir şeymiş

2012 boş kafayla izleyince dolu bir film gibi geliyor. Efektler, yer yarılsa da içine girsem dediğim anlardan gerçekten soğuttu beni. Hayır, hayır yerin içine girmeyeyim mümkünse. Ama bu tür bir vakada Türkiye'nin T'sinin bile anılmayacağını öğrenmiş oldum siyahi Amerikan başkanının fedai, gururlu, ülkesine ve insanına aşık, dindar, aile sevgisiyle dolu karakter özellikleriyle bezenmiş olduğu 2012 filminde. Ya o tip insanlar bildiğin adamın üstüne basar o dandik gemiye binmek için. Neyse canım.
Yer kabuğu çatlıyor, denizlerde tsunamiler ve gelin görün ki gök kubbe yerli yerinde! Ulan (kabalaştırıyorsunuz), ağaç bile kalmamış etrafta hala oksijenden bahsetmek nasıl bir düşüncenin ürünüdür? Ayrıca kilometrelerce büyüklüğündeki dev dalganın altında kalmadan önce cep telefonuyla konuşup "Elveda dostum" diyebilen kişiler var. Biz iki kat aşağıya indik mi çekmiyor telefon, buna ne diyeceksin dostum?
Ve tabii 4'üncü geminin kapısının kapanması, suyun içine nefessizce dalarak boru parçasını mekanizmanın arasından çıkarabilen zavallı bir insanın gücüne bağlıydı. Yoksa nasıl kahraman olucak o baba? HA HA!
Bir de Everest'e çarptıklarında geminin ön camı çatlamaz mı? Çinliler malzemedan çalmış valla.

Sıpoylır:
"O çarptığımız Eyfel Kulesi miydi hacı ya?"